SULAR ÇEKİLDİĞİNDE ARTAKALAN HAKİKAT MİDİR?
Uzunca bir süre burada değildim. Bilgisayarım yoktu ve birtakım olaylar cereyan etti. Ama artık bunların bir önemi yok, yeniden birlikteyiz. Yeniden her hafta yeni bir yazı yüklenecek. -YAŞASIIIN-
18 Ocak Pazartesi; NASA, Türkiye'nin yeraltı sularının tehlikede olduğuna dair bir twit attı. Twitin altındaki Türkiye haritasında her yer kıpkırmızıydı. Bu da 2015'te Doğa Okulu ile yaptığım Tuz Gölü gezisini getirdi aklıma.
Belirli sebeplerle şehrin karmaşasından kaçmış insanların İzmir Seferihisar'daki Orhanlı köyüne yerleşilmesiyle başlıyor her şey. Her yerde olduğu gibi buranın halkı da köylerine gelen insanların niyetlerini anlamak istemiş başta. Sonraki zamanlarda gelen şehirlilerin köye yerleşmesi, toprak alıp orayı işlemesi ve oralı olmalarıyla bu gelişlerin bir heves olmadığı anlaşılmış. Köy halkı daha bir kucaklamış gelenleri. Öyle ki çeyiz sandıklarında sakladıkları o çok kıymetli yerli tohumları bile paylaşıp tohum üretme merkezlerine vermişler.
Okulun çevresinde çok güzel bir doğa, zeytin ağaçları ve keçiler var. Oranın havasını suyunu tadan insanların güzelliği var. (Bir de -oraya termik santral dikmek isteyen- Gargamel vardı! O kötüydü!) Gittiğiniz zaman sizi dinleyen, ateş başında hikâyeler anlatan ve yaptıkları atölyelerle (Kuş Okulu, Ağaç Okulu, Kopuz Okulu... vb.) Seferihisar Doğa Okulu var.
Gargamel: https://dogaaskina.org/zeytin-agaclari-gelecegimiz-jeotermal-istemeyiz/
![]() |
| Seferihisar Doğa Okulu |
Okulun belirli aralıklarla iletişimde olduğu süreli yayınlar ve sanatçılar var. Okuldan yolu geçen ünlü doğa gözlemcileri ve sanatçılar var. Okul geçimini oradaki köylülerle imece usulü işleyerek var ettikleri zeytin yağları, doğal sabunlar vb. ürünlerle sağlıyor. Bunları Yavaş Dükkan üzerinden insanlarla buluşturuyorlar.
ilk kez 2015'te bir ara tatilde gittiğim Doğa Okulu sayesinde çok iyi insanlarla tanıştım. Hâlâ ara ara onlarla haberleşiriz. Kimisi şehirden geldiği karmaşık yaşamı kimisi ise köydeki doğal yaşamını anlatır durur. Mutlaka dinleyeceğiniz bir şey vardır.
![]() |
| Doğa Okulu Tuz Gölü'nde (2015) |
2015'te bir bahar vakti telefonum çaldı ve arkadaşım uzun bir Türkiye turu ile doğal alanları gezerek uygulamalı bir atölye yaptıklarını söyledi. Tuz Gölü'ne gideceklerdi. Geçerken (şehirler arası kocaman bir otobüsle) beni de AŞTİ'den aldılar. Sonra yolculuğumuz başladı. O gün çok güzel fotoğraflar çektik. Her yer alabildiğince bembeyazdı. Otobüsünüzden inince bir masalın ortasında mola vermek gibiydi.
![]() |
| Tehlikenin Bir Parçasıyız (2015) |
Her hikâyede olduğu gibi bizim de bir kötümüz ve felaketimiz vardı. Tuz Gölü'nün altından geçen yeraltı suları ve bu suların Konya Havzası'ndaki ismini ver(e)meyeceğim bir şirketçe nasıl da kullanıldığını anlattılar. Öğrendik ki bu böyle giderse sadece Tuz Gölü değil daha pek çok su kaynağının kaybedilebilirdi. Bu bilgi o zaman da biliniyordu, şimdi de... O zaman bir şey yapılmadı ama şimdi son dönemeçteyiz. Gerekli merciler artık bir şeyler yapmalı. Yoksa tabiat ana gerekeni yapacak ve bizim bu hikâyeden mutlu bir sonla ayrılabileceğimizi sanmıyorum.
![]() |
| Seferihisar Doğa Okulu İftarı |
Bir de size bahsetmek istediğim içimde kalan bir uhde var. Doğa okulu ve bulunduğu Orhanlı köyündeki halk her Ramazan ellerindeki malzemeleri birleştirip kola reklamlarındaki büyük prodüksiyonları kıskandıracak uçsuz bucaksız sofraların kurulduğu iftar yemekleri verirlerdi. O dev kazanlarda sadece insanların değil kurdun kuşun da rızkı pişerdi. Sarı ışıklarla aydınlatılmış masalarda reklam replikleri değil hakiki insanların konuşmaları duyulur, herkes neşe ve keyifle yemeklerini yerdi.
Ben bu iftar yemeklerine hiç katılamadım. 2020 yılının Ramazan ayı pandemiye denk geldiği için o uzun iftar sofrası kurulamadı. Sabahtan başlanıp koca tencere ve kazanlarda aşlar pişirilemedi. Çocuklar yemeklerin pişirileceği odun ateşlerinin şenliğinin etrafında oyunlarını oynayamadı. O yemekler insanlara dağıtılamadı. O güzel sohbetler edilemedi. Uzmanlara göre bir 10 yıl daha da edilemeyecek.
![]() |
| İftar Sonrası Karagöz-Hacivat Gösterisi |
Zamanın kıymeti bilinse dahi yine de mahrumiyet ve ayrılıklar insanları hüzünlendiriyor. Daha önceki Ramazan şenliklerine katılmazdım çünkü çalışmam gereken bir işim ve yerine getirmem gereken görevlerim vardı. Yani istediğim şeyleri yaşamak için yaşamak istediğim diğer pek çok şeyi ertelemem gerekiyordu.
Ertelemeseydim ben de o sofrada oturup oranın insanlarıyla o heyecanı paylaşabilirdim. Ben de o köyün çocuklarıyla odun ateşinin şenliğinde oyunlar oynayabilirdim. Ben de iftar sonrası kurulan hayal perdesindeki Karagöz Hacivat gösterisini izleyebilirdim. Uzun bir günün yorgunluğuyla babaanne/anaanne menşeili kiloluk yorgan ve döşeklerde uykuya dalabilirdim. Hüzne mahal yok. Bunlar elbet yine yapılır. Hatta uzun bir aradan sonra daha bir coşkuyla bir araya gelinir. O yemekler daha bir lezzetli olur.
Fakat sorun şu ki ertelenemeyeceğimiz daha ciddi şey var: Yeraltı sularının kuruma riski ile karşı karşıya oluşumuz. Onu da erteleyebilecek miyiz? Peki ya ölümü erteleyebilir miyiz?
Hakikat, sadece berrak sularla yunulunca ortaya çıkar. Yoksa sular çekildiğinde artakalan da hakikat midir? balçıktan bir gayya kuyularıyla da belli eder kendini.
NOT: Evet, bu yazı bir Seferihisar Doğa Okulu güzellemesidir. Ve evet, bu yazı 30 saniye içinde zihninizde kendini imha edecektir.







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder