27 Mayıs 2022 Cuma

“GERİ GİDEN SAAT” BİLE LOVE, DEATH & ROBOTS’TAN DAHA İYİDİR!

 

“GERİ GİDEN SAAT” BİLE LOVE, DEATH & ROBOTS’TAN DAHA İYİDİR!

Hanımlar beyler, herkese merhaba. Sanırım yeni bir kötü alışkanlık ediniyorum: Her hafta izlediğim ve okuduğum şeyleri birbirine yakıştırıp anlatma. “Eee, ne var bunda Ailemizin Yazarı?” demeyin. Bu mevcut malzememin tükenmesi demek de ondan. Her neyse.

3. sezon, 1. bölüm Üç Robot
Bu hafta Love, Death & Robots’ın 3. sezonu Netflix’te gösterime girdi. Bu yıl zaten Black Mirror’ın yeni bölümleri de gelmedi. “Belki bununla teselli buluruz.” dedik ama olmadı. David Fincher ve şürekası bizi üzdü.

Love, Death & Robots'ın 3. sezonundan bazı kareler

Eğlence sektöründen bir arkadaşım animasyonun önünün çok açık olduğunu, aslında yapımcıların buraya yönelmeleri gerektiğini çünkü o kadar oyuncunun, çekim ekibinin organize hâlde idaresinin çok zor olduğunu söylüyor. Düşününce hak verdim. Tamam, iyi bir animasyonun da bundan aşağı kalır yanı yok. Stüdyosu, ses kayıtları, bütçesiydi derken bir farkı yok. Fakat sinema filmlerini izlerken bize bazen uyumsuz ya da yetersiz gelen  görsel efektler animasyonun içinde gözümüze batmıyor. 

1994'te vefat eden Peter Cushing 2016'da çekilen Star Wars: Rouge One'da SCI ile yeniden canlandırıldı

Artık hayatta olmayan bir oyuncu, bilgisayar teknolojisi ile canlandırılıp sinema filmlerinde boy gösterebiliyor. Animasyonlarda mekân ya da kurgu sıkıntısı olmadan her şeye müdahale edilebilir. Animasyon iyidir. Animasyon candır. (Yıllarca animasyonu artık nasıl yerden yere vurmuşlarsa onu övmelere doyamıyorum.)

Geçen hafta Edward Page Mitchell’ın 1870’ten sonra The Sun’da yazdığı bilim kurgu öykülerinin derlemesi olan Geri Giden Saat’i okudum. Bilim kurguyu her zaman çok sevmişimdir. Klasik olarak geçebilecek bilim kurgu öykülere şans tanınması gerektiğini düşünürüm. Okuyanlar, türünün ilk örneği olan bilim kurgu öykülerini zayıf bulabilir fakat öyküler yazıldığı dönemin şartları içinde de değerlendirildiğinde her zaman çok iyi bulunur.

Geriye Giden Saat - Edward Page Mitchell (2021)
Geri Giden Saat’e de aynı temkinle yaklaştım. Sonuç: MÜKEMMEL! Öykülerin her biri harikaydı. Bazıları birbirinin devamı niteliğindeydi. (Buna nehir öykü diyebilir miyiz acaba?) Makinelerin insan hayatına girişi, organik doku ve makinelerin bir araya gelmesi, -editörün düştüğü nota göre literatürde geçen ilk- zamanda yolculuk ve paradoks öyküsü/kurgusu, matematikle aşk ve daha niceleri vardı.

Dünyanın En Kudretli Adamı (1879) - The Sun
Yazıldığı dönem genellikle isimsiz yayımlanan bu öyküleri günümüzde bir dergi de yayımlansa kimsenin bu öykülerin eski ve kusurlu öyküler olacağını düşünmüyorum. Edward Page Mitchell zamanın çok ötesinde bir yazarmış. Kağıt üstünde duran alelade hatta sıkıcı unsurları bile bir şekilde bir araya getirip sıra dışı öyküler yazmayı başarmış. Merak unsuru çok başarılı bir biçimde kullanılmış. Bir çok yerde acaba şimdi ne olacak diye bekliyorsunuz.

Edward Page Mitchell (1852-1927)
Büyük bir heyecanla beklediğim Love, Death & Robots’a dönecek olursak Edward Page Mitchell’ın yazdığı Geri Giden Saat çok daha iyiydi. Mitchell’ın döneminin kısıtlılığına rağmen yarattığı harikalarla günümüz teknolojisi ve kurgu literatürüne sahip olan Love, Death & Robots kıyaslandığında ben Geri Giden Saat’le daha kaliteli zaman geçirdim.

Size de her ikisini inceleyip karar vermenizi öneririm

Yazımı sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Hoşça kalın.

 

 

 

 

1 yorum:

  1. Benim için müthiş bir keşif oldu bu yazı. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil

HALA OKUMADIN MI?

BU YAZILARI KİM YAZIYOR?

24 Mart 1991’de Ankara’da dünyaya gelen Yiğit Koçyiğit, Gazi Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde edebiyat eğitimi ald...